Mim Mesle Madar

ciğerlerime kadar gözyaşı ile dolup taştım.

bu filmin sıfatı yok.

mim mesle madar boğazdaki düğümdür, sesteki kırıklıktır, kalp sızısıdır.

32 plays

hivron ve bablisok. amma en çok kelimeler.

hâyâlin âlâsı.

yaklaşık bir yıl önce idi. bu yıkık dökük yer büyük dedemin evi, kendi elleriyle yapmış seneler önce; annem hikayesini anlatırken ben de köy yolunda sekerek şarkı mırıldanıyordum. mutluydum. yokuş aşağı vurdurur gibi. hiç düşünmeden. mutluluğumun kaynağı bir adam. şuan sesini bile hatırlamadığım. düşünsenize, zamanında canınızı vereceğiniz adamın sesini unutmuşsunuz. bir başkasına dokunuyor. siz ona dokunmaya kıyamazken üstelik. siz onunla göğe bakmaya alışmışken artık tek gününüzün bulutsuz geçmediğini düşünsenize. benim yerime düşünün. çünkü ben düşünmeyi bırakalı yedi ay olacak, üç gün sonra yedi ay dolacak. kapılar kilitli. açık olanları da, geçmek istediğim kapıları da tek tek ellerimle kapatıyorum. “onsuz yol yok” derken onunla ilgili tek tük hatırladığım şeyleri not alıyorum. sesini unuttum. yüzündeki detayları. ellerini. bana türkü söylerken hangi kelimeyi vurguladığını. beni nasıl sevdiğini. hepsini unuttum. numarasını bile zar zor hatırlıyorum. ama en önemlisi mutluluğumu hatırlayamıyorum. mutlu olmak için değil, huzurlu geceler geçirmek için uğraşıyorum. “acaba ne hissediyordur şuan” diye diye katlıyorum seccadelerimi. tek bir duayı fısıldıyorum, “hakettiği gibi yaşasın. içi yansın.”
temennilerimi rafa kaldırdım. onu ve yaşadıklarımızı gözümde büyüttüğümden dolayı kendimi affetmeyi erteliyorum.
onu affedip kendimi affedemeyeceğim diye ödüm patlıyorken sessizce hıçkırılıklarımı bastırıyorum.
kulağımda tek şarkı. kalbimde sızı. dilimde tek cümle: “hakedecek ne yaptım?”
3714

yaklaşık bir yıl önce idi. bu yıkık dökük yer büyük dedemin evi, kendi elleriyle yapmış seneler önce; annem hikayesini anlatırken ben de köy yolunda sekerek şarkı mırıldanıyordum. mutluydum. yokuş aşağı vurdurur gibi. hiç düşünmeden. mutluluğumun kaynağı bir adam. şuan sesini bile hatırlamadığım. düşünsenize, zamanında canınızı vereceğiniz adamın sesini unutmuşsunuz. bir başkasına dokunuyor. siz ona dokunmaya kıyamazken üstelik. siz onunla göğe bakmaya alışmışken artık tek gününüzün bulutsuz geçmediğini düşünsenize. benim yerime düşünün. çünkü ben düşünmeyi bırakalı yedi ay olacak, üç gün sonra yedi ay dolacak. kapılar kilitli. açık olanları da, geçmek istediğim kapıları da tek tek ellerimle kapatıyorum. “onsuz yol yok” derken onunla ilgili tek tük hatırladığım şeyleri not alıyorum. sesini unuttum. yüzündeki detayları. ellerini. bana türkü söylerken hangi kelimeyi vurguladığını. beni nasıl sevdiğini. hepsini unuttum. numarasını bile zar zor hatırlıyorum. ama en önemlisi mutluluğumu hatırlayamıyorum. mutlu olmak için değil, huzurlu geceler geçirmek için uğraşıyorum. “acaba ne hissediyordur şuan” diye diye katlıyorum seccadelerimi. tek bir duayı fısıldıyorum, “hakettiği gibi yaşasın. içi yansın.”

temennilerimi rafa kaldırdım. onu ve yaşadıklarımızı gözümde büyüttüğümden dolayı kendimi affetmeyi erteliyorum.

onu affedip kendimi affedemeyeceğim diye ödüm patlıyorken sessizce hıçkırılıklarımı bastırıyorum.

kulağımda tek şarkı. kalbimde sızı. dilimde tek cümle: “hakedecek ne yaptım?”

3714

27614 / Ahmet’in doğum günü sürprizi.

normalde “26614” yazmalı idim. çünkü ahmet 26’sında doğdu ayın. 

ahmet kim diyeceksiniz. dört yıllık arkadaşım. aynı sınıftayız, sınıftaydık yani. ama doğru düzgün kutlayamadık hiç doğum gününü, yaza denk geliyor diye. bizde bu sefer haftalar öncesinden ayarladık her şeyi. whatsapp grubu kuruldu, yer ayarlandı, tarih verildi, hediyeler alındı ve sürpriz hazırlandı.

önce fatih’ten, evinden aldık onu. biz buna “ahmet taktiği” diyoruz. kalbini kırdığımız arkadaşımızın evinin önüne gidiyoruz, çatkapı. bu sefer doğum günü için kullandık ama bu taktiği. çok da güzel oldu. bizim tatilde olduğumuzu sanarken evinin önündeydik. yüzünün aldığı şekli görmeliydiniz. fotoğrafı/ videosu var ama buraya koyarsam kaos çıkar. 

sokağında bir baloncu vardı. baho bey betül’e o balonların hepsini satın aldı. ama tabii düşünemediğimiz bir şey vardı, beşiktaş’a o onlarca balonla gidilmezdi; biz de balonları sokak çocuklarına dağıttık. selpak satanından tutun da, annesinin kucağındaki bebeğe kadar. bütün çocuklara.

sonra da beşiktaş’a gittik. yemek yendi, dolaşıldı. pasta kesmek için yol aldık en sonunda. tabii ahmet hediyeleri açın diye tutturmuş durumda, sabırsızdır. açtı hepsini, tek tek. gömleği, ayakkabısı, saati, cüzdanı ve aklıma gelmeyen bir çok hediye daha. tam takım hâlinde. bir de gözlerindeki doluluk ile. bir erkeğin gözlerindeki o duygulu parıltıyı görmek nasıl bir şey, bugün hissettim. iyi ki hissettim.

bugün hissettiğim mutluluğun, mutluluğunun, mutluluğumuzun daim olması duası ile.

Ağrı dağına mistik ve demli bir çay kıvamında bakan Doğubeyazıt’ın herhangi bir toprak damında.”, iyi ki doğmuş. 

iyi ki.

ân itibari ile redd grubunun penasına ve imzalı bejan matur’un en sevdiğim kitabına, ibrahim’in beni terketmesi’ne, sahibim. rüya gibi bir günün ardından gelen rüya hediyeler, uzun zamandır beklediğim her şeyin dâhilinde. ben gündüz yüzlü kız, mırıldandığım ise tek mısra: “sırrını açtın bana/ tıpkı o kalbi o göğüsten çıkarıp/ bana verdiğin gibi.”
26614

ân itibari ile redd grubunun penasına ve imzalı bejan matur’un en sevdiğim kitabına, ibrahim’in beni terketmesi’ne, sahibim. rüya gibi bir günün ardından gelen rüya hediyeler, uzun zamandır beklediğim her şeyin dâhilinde. ben gündüz yüzlü kız, mırıldandığım ise tek mısra: “sırrını açtın bana/ tıpkı o kalbi o göğüsten çıkarıp/ bana verdiğin gibi.”
26614

"ben senin sınırlı gövden ile beni sonsuz sarmanı diledim."

Bangalore flower market, India.

Bangalore flower market, India.

bu fotoğraf bir yıl öncesinden kalma. hatırlayamadığım bir sebepten dolayı moralim çok bozuktu. ağlamaklıydım ve otobüs kalabalıktı. mutlu olmak için bir sebep ararken onu tanıdım. bir çocuktan daha fazlasıydı. o günkü neşemdi, o gün kavuştuğum ah’lar ağacımdı. bir şiir, bir duaydı. bir şarkıydı.

bu fotoğraf bir yıl öncesinden kalma. hatırlayamadığım bir sebepten dolayı moralim çok bozuktu. ağlamaklıydım ve otobüs kalabalıktı. mutlu olmak için bir sebep ararken onu tanıdım. bir çocuktan daha fazlasıydı. o günkü neşemdi, o gün kavuştuğum ah’lar ağacımdı. bir şiir, bir duaydı. bir şarkıydı.